
Asker ocağının ana kadar şefkatli, ondan daha eğitici olduğunu düşünenler var. Kadınlar ölene kadar bunu böyle sanır. Ancak erkekler bunun böyle olmadığını askere gidince öğrenir. Ama gizli bir vatanseverlik gereği orduya toz kondurmaz. Aslında sırasını savdığı için çok mutludur askerliğini yapan. Ancak yeri geldiğinde, “Gene olsa gene yaparım!” der. Fakat askerliği sevdiği için değil, vatanını sevdiği için yapar. Bu durumun temelinde, memleket için yapılacak en iyi şeyin ölmek olduğunun sanılması vardır. Oysa can çıkmadan da memlekete hayırlı evlât olunabilir.
Elbette ki bu güzel ülke, diğer güzel ülkeler gibi şehitleri sayesinde var olmuştur. Ancak şehidin kemiğinin sızlamaması için, daha fazla şehitler olmaması gerekir. Dahası 21.yüzyılda kişi, vatanı için ölmekten daha fazlasını yapabilmelidir.
Bizim gibi vicdani retçilik mekanizmasının olmadığı ülkelerde, her erkek hayatının bir döneminde kaderci olmak durumundadır. Çünkü istese de istemese de vatan savunmasına katkıda bulunmak zorundadır. Üstelik savunma konusunda yetenekli olup olmaması önemli değildir. Hâl böyle olunca, vatan savunması candan vazgeçilmedikçe, kaderci olmadıkça, yapılamıyor.
Vatanı için canını ortaya koymak zorunda olan kaderci insanların büyük bir çoğunluğu, görünürde müthiş bir coşkuyla orduya katılır. Oysa içten içe isyan etmektedirler. Bu isyan çoğu zaman da dışa vurur. Bakınız, asker uğurlamaları. Doğrusu öyle asker uğurlamaları var ki insanın, “asker uğurlaMA” diyesi geliyor!
Vatani görevini yapmaya giden gençlerin, arkadaşlarının hatta ailelerinin taşkınlıklarını bir düşünün… Daha doğrusu toplu isyanlarını… “Asker gidecek geri gelecek!” diye haykıran insanlar, hep bir ağızdan kadere isyan etmektedir. Giden belki de ölüme gittiğinden, uğruna savaşılacak topluma da isyan vardır. Ne yazık ki bu isyan sadece sloganla ifade edilmez.
Evvelâ yeterli sayıda Türk bayrağı bulunur. Asker adayının evine gitmeden bir iki bira içilir. Evdeki kutlamada muhakkak havaya ateş edecek bir iki yeniyetme vardır. Dualı-halaylı-şarklı-türkülü tuhaf kutlamanın ardından konvoy hâlinde otogar yolu tutulur. Yolda giderken arabanın camından sarkmak, acayip sesler çıkararak etrafa korku salmak, bilmem kaçla giderken el freni çekmek hatta yol kesmek âdettendir. Otogara gelince evdeki kutlama devam eder. Artık asker adayının belini kıracak ‘havaya atmalar’ da başlamıştır. Üstelik çoğu zaman bu kutlamalara bizzat aileler de katılır. “Dur!” diyen çıkmaz, çıkamaz. Çünkü asker adayı belki de şehit olacaktır. Onca rahatsızlık verilmesinin lafı olmamalıdır!
Bütün bunlar, gizli bir isyanın gizlenemeyen dışavurumlarıdır. Ve bu dışavurumlar insanları orduya karşı soğutuyor. Bundan olsa gerek geçmiş yıllarda Genelkurmay, bu tarz davranışların Türk askerine yakışmadığını açıklamak zorunda kalmıştı. Ancak bu tarz davranışlar orduya karşı oluşan geçici soğukluklara neden olmakla kalmıyor. Bazen canlar da yanıyor. (Geçen gün olduğu gibi.) Hem de vatan savunması uğruna falan değil. Kontrolsüz bir eğlence, adı konmayan bir isyan uğruna…
Herkes, orduya bu şekilde katılmıyor elbette. Zenginler, eğitimliler, zengin ve eğitimli olmadığı hâlde kendini gerçekleştirebilenler kaderlerini daha olgun bir şekilde kabulleniyor. Aslında onların da çoğu vicdani retçilik mekanizmasına geçilmesini istiyor. Ama istekleri olmuyor diye, belki de şehit olacaklar diye, kadere ve topluma isyan etmiyorlar. Kim bilir belki de bu tarz bir isyanın, bir tür başa kakma olduğunu biliyorlar… Ve vatani görevlerini yapmaya giderken, Türk halkına yaraşır şekilde hareket ediyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder