
Birkaç gün evvel medyada bir haber yer buldu kendine. Habere göre iki kendini bilmez yol kenarında sigara içen bir kadına, “Neden oruç tutmuyorsun da sigara içip bizi tahrik ediyorsun?” diyerek sözlü ve fiziki tacizde bulunmuştu. Haberin başlığını görünce daha ayrıntısına bakmadan olayın yaşanmış olabileceği şehri tahmin ettim,Erzurum.
Şimdi bazılarınız yazımda bir ön yargı sezip yazıyı çoktan bırakmıştır. Özellikle Dadaşlar… ;) Yazıda sadece ön yargı değil karalama da var. Ama bunu ben değil, güzide basınımızın bir kısmı yapıyor! ;)
Bu alıştığımız ancak görmek istemediğimiz olay Erzurum’da yaşandı. Ancak bu Türkiye'de yaşanan ilk olay değildi. Hele hele sadece Erzurum’a özgü hiç değildi! Nerdeyse Türkiye’nin tamamında benzer olaylar yaşanmasına rağmen biz Erzurum gibi illerimizin haber olduğunu görüyoruz daha çok… Bunun adı karalama değil de nedir Allah aşkına?
Üniversiteyi Erzurum’da okuyan biri olarak bu tarz haberler için şunu söylemek isterim. Yaşadığım diğer şehirlerde ne ile karşılaştıysam, Erzurum’da da aynısı ile karşılaştım! İstanbul da aynıAdana da Iğdır da... Bir şehri gavur, öbürünü yobaz olarak afişe etmenin hiçbirimize hayrı yok!
İşin kötüsü karalamayı hepimiz seviyoruz. Mesela bu olay oruç üzerinden değil de başka bir konu üzerinden olsaydı... Saldırgan ve mağdur yer değiştirseydi… Yani saldıran muhafazakâr görünen değil de diğeri olsaydı… Dahası mağdur olan muhafazakâr biri olsaydı... Hele şehir de biraz dahabatıda olsaydı… Malûm haberi yapan güzide basınımızın bir kısmı benim bahsettiğim hayali haberi çok sallamazken, malûm habere yüz vermeyen güzide basınımızın diğer kısmı benim bahsettiğim hayali habere balıklama atlayacaktı. Yazık, çok yazık!
Gelelim asıl konuya…
Hayatta her işte öncelikler vardır. Önce ilk tuğlayı koymadan bir duvar öremezsiniz. Her sistemin, dinin temel dayanakları vardır. Bu bağlamda her din gibi İslâm’ın da kuralları, kaideleri, ritüelleri var. Ve oruç da İslâm’ın en önemli ibadetlerinden biridir. Ancak oruç başta olmak üzere diğer ibadetleri yerine getirirken bir Müslüman’ın vazgeçmemesi gereken bir şey daha vardır: Hoşgörü.
Her ne kadar bizler peygamberler kadar hoşgörülü olamazsak da onların hayatlarındaki birçok sorun karşısında hoşgörülü olduklarını ve bu yolla birçok sorunu çözdüklerini bilmeliyiz. Ona göre hareket etmeliyiz. Sonuçta bu bir yerde sünnet!
Bir kere hoşgörüsüz insan bencildir. Kibirlidir, öfkesini kontrol etme gereği hissetmez. Sabrı nerdeyse hiç yoktur. Bu saydığım özelliklerin hiçbiri bir Müslüman’a yakışmaz.
Kaldı ki bence hoşgörü, esas azınlıkta olanlar için elzemdir. Nitekim çoğunlukta olanlar, başkalarının hoşgörüsüne muhtaç olmadan da isteklerini gönül rahatlığıyla yerine getirebilir. Venamaz gibi birçok ibadeti atladığı hâlde oruç tutan milyonlarca Müslüman olduğunu düşünürsek…Ülkemizde oruç tutanların değil, oruç tutmayanların azınlıkta olduğunu görürüz. ;)
Ramazan ayında oruç tutanın yanında açıktan bir şey yememek-içmemek vicdani bir şeydir bence. Ve modern hukuk vicdansızlar karşısında çoğu zaman çaresizdir. Şükür ki öteki dünya var. ;)
Müslümanların orucuna saygı gösterdiği için bir Yahudi’nin cennetlik olduğu rivayet edilir. Aynı şekilde Osmanlı zamanında Müslümanlar oruçluyken ulu orta bir şeyler yemeyen Yahudilerin olduğu da sıkla anlatılır. Yine de ben İsrail Filistin’i her bombaladığında, o günkü Yahudilerin saygıdan ziyade korkudan böyle hareket ettiklerini düşünürüm nedense.
Her şeye rağmen Ramazan ayını, oruçluların yanında bir şeyler yiyip içenlere küfür ederek geçiren oruçluları hiç anlamıyorum. Sen zaten, orucunu tutarak öteki dünyadaki ödülünü hak ediyor dahası Allah’ı razı ediyorsun. En azından amacın bu. Hâl böyleyken hangi çılgın seni tahrik edebilir ki? Dahası senin inancına göre, oruç tutmayan vatandaş da büyük bir günah işliyor ve Allah’ın ön gördüğü cezayı hak ediyor. Daha ne istiyorsun? Allah’ın vereceği cezadan şüphen mi var? ;)
Karşımızdaki bizim inandığımıza inanmayabilir. Hatta bizden, inancımızdan nefret de edebilir. Dolayısıyla bizi gözetmeden hareket edebilir. Söz gelimi biz oruçluyken günün en sıcak vakti karşımıza geçip su içebilir. Hem de lıkır lıkır… (Neyse ki ben henüz susamadım. ;) ) Geçekten bir insan bu kadar hoşgörüsüz olabilir! Eğer hoşgörü dininin mensupları olan bizler onu hoşgörümüzle alt edemezsek, ne farkımız kalır ki zaten?
Sonuç olarak “Accık hoşgörü lütfen!” diyorum. ;) Bu arada bu lafım hepimize... ;)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder