15 Ekim 2015 Perşembe

Takımımız, Milli... Ya Acılarımız?



İnsanlar, Google'da bilmem neyi ararken rastgele karşılarına çıkmış da olsa kendilerine has sebeplerle bir blog yazısının sonunu getirebiliyor, blog yazarının başka yazılarını da merak edebiliyorlar. Karşılarına bir daha çıkınca okumakla yetinmeyip yazarı düzenli takip edenler bile oluyor...

Bunun birçok nedeni olabilir. Ancak bir blog yazarının bunu sağlayabilmesinin yolu yazdığının insanlara yararlı olması ve belki de daha önemlisi zeki bir mizahla süslenmiş bir üslup kullanmasıdır! Bunu blog yazarlığına başlamadan önce okuduğum yazılardan öğrenmiştim. Nihayet blog yazarlığına başlayınca bunu tecrübeyle de sabitledim. Gerçekten hangi konuda yazarsa yazsın, bir blog yazarının yazdığının okunabilmesi için fayda ve mizah olmazsa olmaz...

İyi hoş da... Bazen blog yazarının ilgi alanı buna el vermiyor... Yani yazdığı konunun çok az insana katkısı olabiliyor ya da yazdığı konu mizaha uygun olmuyor... İşte o zaman işler çıkmaza giriyor.

Ben de son birkaç aydır bu çıkmaza girdim. Gerçekten bolca zamanım olmasına ve insanlara faydalı olacağını inandığım fikirlerim olmasına rağmen bir türlü yazamadım. Çünkü son birkaç aydır değinmeden edemeyeceğim konulara, mizah hiç yakışmıyor! Mizahtan vazgeçtim ben de. Azıcık da olsa faydalı olacağına inandığım yazılar yazdım daha çok.

Her şeye rağmen geçen hafta ortasında mizaha elverişli bir iki yazmak istediğim konu oldu. İlgi alanıma da uygundu. Mizaha da. Gerçekten ortalık da biraz durulmuş gibiydi...

Gel gelelim yazmaya fırsat bulamadan ortalık kana bulandı... Ankara'da onlarca insan hunharca katledildi. Hayatını kaybedenlere her gün bir yenisi ekleniyor hâlâ... Fakat bundan daha acı ve bir o kadar da tehlikeli bir şey var: Bazı insanların saçma sapan mantığa büründürmelerle bu katliam karşısında gizli gizli hatta bazen açıkça el ovuşturarak sevinmesi!

Bir insanın böyle bir katliamdan memnun olabilmesi, insanlık için çok ama çok acı. Bir toplumda böyle bir şeyden memnun olabilenler olması, o toplumun birliği için çok ama çok tehlikeli!

Katliamdan önce milli maça odaklanmıştım açıkçası. Ben de futbolla ilgilenen herkes gibi milli takımın bir mucize gerçekleştirerek Fransa 2016'ya direkt gitmesinin hayalini kuruyordum. Ve bu heyecan vericiydi. Düşünürken bile insan mutlu oluyordu. Ve bu gün bu hayal gerçek oldu. Milli Takım, en uçuk romanlarda bile karşılaştığımızda "Yok artık!" diyeceğimiz bir kurguyla Fransa 2016'ya gitmeye hak kazandı. Bu, belki de koskocaman 2015 yılında görüp göreceğimiz tek güzel haberdi. Ama... Yüreği olan hiç kimse buna sevinemedi! Sevinmeyi en çok hak edenler bile!

Fakat yüreği olmayanlar her şeyi unutup sadece bu güzel habere odaklandılar. Futbolla hiç alakaları olmasa bile sevinenler oldu. Çünkü elemeleri geçen takım, milliydi. Ve daha önemlisi onlar için birkaç gün önceki acı, milli değildi!

Son olarak New York Times'ın manşetine değinmekte fayda var. Nitekim içimizden birileri söyleyince tehlikenin boyutu inandırıcı gelmediğinden olsa gerek söylemlerimize, hal ve hareketlerimize çeki düzen verme gereği hissetmiyor olabiliriz... Belki uzaklardan yapılan bir tespit bizi gaflet uykumuzdan uyandırır. Bakın, dışarıdan bakan adamlar bizim için ne demiş? "Kederde ve zaferde, Türkler bölünmüş durumda!"


Sizce de öyle mi gerçekten?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yön tuşlarını kullanarak sayfalar arası geçiş yapabilirsiniz!

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...